HOŞGELDİNİZ






Cuma, Ağustos 03, 2007

Poğaça...





Akşamın saat 10'u
Bahçede oturmuş serin serin çay içiyoruz.
Kağıt oynuyoruz.O sırada yeni evlenen komşum elinde bir tabakla gelip poğaça ve kek yaptığını söylüyor.Nasıl olmuş bir tadına bakın diyerek tabağı bırakıyor.
Biraz yayıldı diyor.O an nefis kokusuna ve neşe'nin ısrarına dayanamayıp ısırıyorum.Hakikaten tadı güzel.
Güzel gelin çok mutlu oluyor.Benden aldığı olumlu notla gülümsüyor.
Hemen tabağını boşaltıp ikea'dan aldığım kurabiyelerle dolduruyorum.
Bizde hemen gelen birtabak dolusu poğaçaya yöneliyoruz.Afiyetle midemize indiriyoruz.
Akşamın o vaktinde bu nasıl hazmedecek diye düşünmeden!!!
Fakat olanlar bu kadarla kalmıyor.Eşim bana yükleniyor.
Sende ne güzel poğaçalar yapardın.Evliliğimizin ilk yıllarında.Artık göremiyoruz diyor.
Çok içerliyorum.Sanki yapmıyormuşum.
Ah şu erkekler ah.Nede çabuk unutuluyor.
Sen demiyormuydun hamur işi yemeyelim diye diyorum .
Sonra bende kalkıp o hızla mutfağa yöneliyorum.Tarif falan karıştıracak zamanın yok.
Aklımda kalan ölçülerimle yaptığım tarifimi uyguluyorum.Un miktarını eve göre ayarlıyorum o yüzden biraz hamur cıvık oluyor.biraz yayıldı.Ama olsun tadı harika.

Gece yapılan poğaça tarifi şöyle...
4 bardak un (Ben 3,5 kullandım.)
1 adet ülker toz maya paketi.
1 su bardağı ılık süt
1 su bardağı ılık su.
1 çay kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı tuz.
2 kepçe zeytinyağ.
içi için:
300 gr. Beyaz peynir.
1/2 demet maydonoz.
1 yumurta sarısı üzerine.(zeytinyağı ile homojenize edilmiş)
beyazı iç hamuruna konur.

Unun içine tuz,şeker,maya koyup eliyoruz.İçine su,süt ve yağı döküp hamuru yoğuruyoruz.Kulak memesi kıvamında olmalı(Benimki daha cıvık oldu)
Tepsiyi yağlayıp elimizle şekil verdiğimiz(elimizde açtığımız) hamurun içine peynir maydonoz karışımından bir kaşık koyup kapatıyor ve elde yuvarlıyoruz.
Aralıklarla tepsiye diziyoruz.tepside mayalandırıyoruz.
Benim çok acelem olduğu için tepsiyi fırına koyup ısıyı iyice düşürdüm ve fırında mayalanmasını sağladım.Kısa zamanda harika kabardılar.
200 dereceye fırın ısısını getirdim ve poğaçaların üzerine 1 adet yumurta sarısını fırça ile sürdüm.40 dakikada piştiler.Yumuşacık ve kabaran harika bir hamur.Tavsiye ederim.
2 tepsi poğaçam oldu .Bir tepsisini yuvarlak , diğerini de pide şeklinde yaptım.
Tabi hiç dururmuyum o hızla fırından çıkartılıp sıcak sıcak servis tabağına alındılar.
Eşimin yüzü aydınlandı.Hemen yemeğe koyuldu.Tadı enfes dedi.Çok mutluydu çok.
Hanımı gecenin o vaktinde onu kırmamıştı.Hem eski günlerdeki gibi çevik ve maharetliydi.Onun bir istediğini iki etmemişti..


Bu poğaçaları tatilde birdaha denedim.
Aynı ölçülerde.
Harika oldu.
Tadına bakan arkadaşlarım hazır poğaça zannettiler.
O nedenle resimlerini yayınlamak istedim.
Mutlaka yapmanızı öneririm.
Tadı harıka,görüntüsünden belli değilmi...
puf puf kabaran poğaçalarım oldu.
İkinci kez yaptığım bu poğaça tarifini artık hep deneyeceğim.
Hamuru ele yapışmayan kıvamda olmalı.Çok cıvık olmamalı.(ele yapışan hamura biraz un elerseniz ölçü tutuyor.)
istanbul gezisi..
6 günlük kısa bir tur...

İkea köfte ve çok methedilen reçeli..


börekçide durduk. çok lezzetli börekleri vardı.Çay yanında çokta iyi gitti..



kahvaltı yaptığımız göl kenarındaki tesisten görüntü..


bahçeden manzaralar...









Güzelim ortaköy...









Çarşamba, Ağustos 01, 2007

Havva'nın elma'sı...
elmas'ı....


Bu Yabani elma demiş tanıyan.
Yaratan demişki "Ey insan senin için yarattım."
İnanan bilmiş değerini.
Ama bilemeyenlerde var diye düşünmüş .
Bir bilen takmış parmağına.
Bakmış pırlantadan daha değerli.
Böyle düşünmüş durmuş.
Sabah sabah koparmalara kıyamamış.
Tadınıda merak etmiş.
Mayhoş-tatlı arası.
Demiş "nefis bir tat bu tanrım."
Yarattıklarına şükredelim.


Salı, Temmuz 31, 2007

Vişne likörüm oldu...

Bayramlarda kahvenin yanında çikolata ile içime hazır.


Çarşamba, Temmuz 25, 2007

Bir kedim vardı dünyalar güzeli..
Onun adı plu...
Onurlu,kibar,asil...Bir kedi için fazla iddialı , büyük laflar bunlar diye düşünebilirsiniz ama asla değil..Onun için yetersiz kalıyor kelimeler diyebilirim.Başka kedileri gördükçe onun huyunu daha da sevdim.Kıymetini daha çok anladım.Hayvanların da huyları insan çeşitleri gibi.Farklı farklı.
Hayvanları uzaktan severim.Beslerim.Benim van kedim bunu bilirdi.Aramızda sessiz sedasız gizli bir anlaşma vardı adeta.Bana geçerken hafifçe sürünür.Ben buradayım ha edasıyla dolanırdı.Eşime ise gider kendini sevdirir.Bundan eşim ve kendisi mutluluk duyardı.Eşimin gelişini ayak sesinden,arabasının lastik sesinden anlar koşarak gider karşılardı.Beraberce eve kadar eşimi getirirdi.Yemek yenecegi vakit asla mırlayıp yiyecek istemezdi.Misafirim gelse ortalarda görünmezdi.Herkese onu anlatır bulunduğu yerden zorla çıkarıp gururla gösterirdik.Eve girer,girdiği gibi aklı bahçede ve yeşil otlarda kalır.Aniden dışarıya fırlarcasına cıkardı.Oğlumla arasındaki anlaşma müthişti.Kendisini kimselere oyuncak etmezdi.Ama oğlum gel dediğinde ona gider.Onun karnını gıdıklamasına, tüylerini kabartmasına, ayaklarından tutup çekmesine hiç ses çıkartmazdı.Bilirdiki ısrarı faydasız.Eşim bir başka severdi.Kafasını okşadığında bilirdimki içi ısınırdı.Huyu sevdirdi. Eşim onun tabağına yemeğini koyduğunda başını okşamaz ise yemezdi.Sevgi dolu bir kediydi.Eşim seyahate çıkar telefonda ilk onu sorardı.Ablalarına gittiğimizde plu nun selamı var halalarına derdi.Onlarda plu'nun selamını hemen alırlardı.Bu asil prensesimi sevmişlerdi.Van kedisi bir başka oluyor.1994 senesinde daha minicik bir yavru iken geldi bize.Bende eşime doğum günü hediyesi verdim onu.Hiç yanından ayırmadı.O zamanlar işi için istanbulda bulunması gerekiyordu.Biz de ankaradaydık.İstanbuldan ayrılıp seyahate çıktığında ankaraya uğrar kedisini bize bırakırdı.Bizde onun eve gelmesini dört gözle beklerdik.Aileden biriydi adeta.
Şimdi evimizden 6 gün gibi bir süre ayrıldık.Geldik bizi karşılayan o hoş şey gelmedi.Pıtır pıtır gelip bavullarımızı koklar eve bizimle eşlik ederdi.Bir an bu tablo gözümde canlandı içim buruldu.Kelimelere dökemedim sözcüğümü sustum.Acaba!!! dedim durdum.Hala ümidim var!!....ama eşimin dediği cümle aklıma geldi...BİR KEDİM BİLE YOKKKKKKKK....

Geçenlerde çekmiştim fotoğraflarını.Bu hoş varlığı buraya koymak istedim.
Sevdim onu.Hatıralarını bırakıp gitti...Unutmak mümkünmü!!!
img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;"








Keşke çıkıpta geliversen.
Şaka yaptım size saklandım desen...
keşke..
Gözlerim doldu.
Ne çok sevmişim,
ne çok alışmışım meğer...

Salı, Temmuz 24, 2007

vişne reçeli...
Vişne reçelini rahmetli kayınvalidem çok güzel yapardı.
Yalova'da yapılan reçellerin tadı bir başkaydı o yıllarda.. Benim için şimdide aynı.
Kayınvalidemden öğrendiğim bu reçeli sizlerle paylaşmak istiyorum.
1 kilo vişne
1,5 kilo toz şeker
4-5 damla limon suyu
1 çay bardağı soğuk su (Vişneler çok iri ve çok sulu ise suyu eklemeyebilirsiniz.)
Vişneleri yıkayıp, ayıklayıp saplarını çıkarttım.Çekirdeklerini de çıkartıp tencereye koydum.
Üzerine toz şekerini koydum 4 saat beklettim.Sulanmıştı.Ateşe koyup 1 çay bardağı suyu ilave ederek kaynattım.5 dakika kaynayan reçelin altını kapattım.Ocaktan indirdiğim reçel soğudu.Tekrar ocağı yakıp reçel tenceresini ateşe oturttum 20 dakika kaynattım ocaktan almadan 4 dk.önce 4 damla limon suyu damlattım.Limonunuz yoksa içine 1/4 çay kaşıgı limon tuzu katabilirsiniz.Vişne ekşi olduğu için limon suyunu veya limon tuzunu fazla koymuyorum.Vişnenin tadını dahada ekşi yapıyor.
Reçelimi indirmeden vanilyayı ilave ediyorum.Reçel vanilya takviyesiyle mis gibi kokuyor.
Dikkat edilecek noktalar:
Reçellerimde hep tahta kaşık kullanurım.Reçelin köpüğünü tahta kaşıkla hep yediririm.Köpüğü alıp atın.Reçeliniz daha parlak olur.
Reçeli kavanozlara doldurup soğumasını bekliyor ve ağzını sıkıca kapatarak ters çeviriyorum.Reçelimiz loş ortamda saklanırsa uzun müddet dayanır ve şekerlenmez.Reçelin hava almaması lazım.BUnlar püf noktaları.(Birde reçeli çok kaynatmayalım rengi bozuluyor.)
Reçelin kıvamını anlamamız için şöyle bir deney yapabilirsiniz:Bir çay bardağının içine su dolduruyorum.Reçelden bir damla içine akıtıyorum.Eğer dağılmıyorsa reçel olmuştur.
Ateşte suyunu çekmesi için fazla tutulan reçel ağdalaşıyor.Ekmeğe sürümü zorlaşıyor.

Perşembe, Temmuz 12, 2007

Mercimek çorbası...

Yaz günü çorba içilirmi?
Bizim evde evet.Her akşam yapılsa emin olun içilir.Kimse çorbaya hayır demez.

Şu yaz sıcaklarında emin olun çorba çokta iyi gidiyor.Yemekten önce içilen çorbadan sonra ise pek fazla yemek yenmiyor.Bu durum da benim açımdan iyi.Akşam yemeğini sadece çorba içerek geçiştirebiliyorum.Ağır yemekler yiyemiyorum.Daha sonrasında ise bir porsiyon mevsim meyvesi veya dondurma ağız tadım oluyor.
Şimdi vereceğim mercimek çorbası tarifi çok kolay ve pratik.Acele çorba yapmam gerektiğinde üşenmeden yaptığım tek çorba desem inanın abartmış olmam.Sizde denediğinizde benimle aynı fikirde olacaksınız.Eminim.

Mercimek çorbası:
*2 su bardağı kırmızı mercimek
*yeterince su
ve tuz
5-6 adet arpacık soganı.(soğanı bütün olarak koyuyoruz)
Tüm malzemeyi düdüklüye koyuyor ve ateşe oturtuyorum.20 -25 dakikada pişiyor.
Ateşten alınan düdüklü soğuk su altına tutularak ısısı düşürülür.Düdüklü tencereyi
kullananlar iyi bilirler.Tencere ateşten alınır alınmaz kapağı açılmaz.Aman dikkat diyorum.

Ayrı bir yerde:
2 kaşık tamek biber sosu.
yeterince zeytinyağ.(ölçü size kalmış) tavada kokusu çıkana kadar pişirilir.

Ateşten alınıp içine 1 yemek kaşığı nane,
1 çay kaşığı karabiber atar karıştırırım.
Sonra bu sosu çorbanın içine boşaltıyoruz.
Tencereyi kapaksız olarak ateşe oturtup, sosun karışmasını sağlıyoruz.Buda 2-3 dakika ateşte kaynaması demek.Sonrasımı? Afiyetle içiyoruz.Benim çok sık ve beğenerek yaptığım bu çorbayı çok seveceğinize eminim..



Evde arpacık soğanım kalmamıştı normal büyük soğan kullandım.Büyük soğanı da bütün atabilirsiniz.Soğan sevmiyorsanız,çorba piştikten sonra soğanı içinden alabilirsiniz.
Veya arzuya göre soğanı çintip sosla pişirip çorbaya katabilirsiniz.

Kısaca şöylede tarif edebilirim:
Düdüklüye yıkanan ayıklanan kırmızı mercimeği koyun,yeteri kadar su ve tuz ilave edin.biraz karabiber takviyesi şart.Bir büyük soğanı bütünce içine bırakın.Düdüklüyü 20 dakika ateşte(kısık) tutarak mercimeği pişirin.Ateşten indirdikten sonra bekletip açtığınız düdüklünün içindeki çorbaya zeytinyağı gezdirin.Çorbanız hazır.
Bu tür mercimek çorbasının içimine yazın bile doyamıyacaksınız.
Uğraşmaya gerek yok.Herşeyi daha pratik hale getirebiliriz diye düşünüyorum.

Salı, Temmuz 10, 2007

Ev yapımı vişne konservesi...
Meyvelerin marmelat ve reçel dışında nasıl değerlendireleceğini sizlerle paylaşıyorum.
Umarım yardımcı olmuşumdur.Bundan mutluluk duyarım.
Rumelide tüm meyvelerin konservesini yaparlar.Kışın özellikle ramazanda makarnanın veya böregin yanında iyi gider.Size sadece bir kavanoz konserveyi açıp kaseye koymak kalıyor..Afiyet şeker olsun..


Hala'cığımdan öğrenmiştim. Çok marifetli bir hanımdı.Tüm meyvelerin konservesini yapardı.(Şeftali, kayısı, vişne, armut..vs..)
Kocaman yakılan ateş üzerine kazan konurdu.İçi su doldurulurdu.(Peçka denen bir ocak türü vardır.Yemekler orada pişerdi.Konservede orada yapılırdı)
Ayıklanan meyveler su ile karıştırılır.Kepçe kepçe paşabahçeden alınan ağzı sıkıca kapanan çam kavanozlara doldurulurdu.Kavanozlar ters çevrilerek kazanın içine aralıklı olarak dizilirdi.Su kavanozun üzerine çıkacak şekilde konulurdu.
Ateş yakılır su iyice ısınır ve kaynamaya başlar.Fokur fokur eden sesi hala kulağımdadır.Biz şimdiki evlerimizin mutfaklarındada yapabiliriz.Kavanozlar asla çatlamaz.2 saat veya 3 saat kadar kaynayan konserveler ateşten alınır ve soğutulur.Kilere kaldırılır.Kışın bulunduğu yerden alınır ve kullanılır.
Buradaki en önemli olay, kavanozlar asla hava almayacak şekilde kapatılır.Hava alan konserve bozuluyor.
Ev yapımı vişne likörü..bir klasik..
Likörün her çeşidini çok severim.Özellikle bayramlarda kahvenin yanında çikolata ile çok hoş oluyor.Benim için LİKÖR bir bayram klasiğidir.(tabiki evde yapılanı)
Tarifini vereceğim likör eşimin teyzesinin kızına ait.Yeni evlendiğim yıllara dayanır geçmişi.O zamanlar üniversiteyi yeni bitirip evlenmiştim.yemek işlerinden de anlamıyordum ama eşim düşkün olduğu için onu memnun etme amacıyla her türlü tarife atlar ve yapmaya çalışır olağan üstü gayret gösterirdim.Onun ifadesiyle de oldukça başarılıydım.Özden ablamın tarifini sizinle paylaşacağım.O yıllarda kendilerininde yalovada evleri vardı bize komşuydular.Her akşam üstü pazara giderdik mevsim meyveleri ve sebzeleriyle dönerdik.(Sebzelerle dönmez birsürü masa örtüsü,yastık kılıfı,çarşaf,gecelik,mutfak gereçleriyle dönerdik)Eşim de pazar gezmemize katılırdı.O zamanlardan kalma alışkanlık bu pazar gezmeleri

(Bahçemin vişneleride yalova'dakileri aratmıyor.)

Hatırladığım kadarıyla vişne zamanı yalovadaydım.Pazardan 5 kilo reçel için vişne almıştım.Yalova vişnesi erik gibi iridir.Reçeli yapıldığı vakit bütün sitede mis gibi kokar.Bütün evlerin mutfağından reçel kokuları siteye yayılırdı.Reçel kokusu o zamanlardan kalma enfes bir kokudur benim için ve yalovayı çağrıştırır.

Tarif oldukça basit fakat sonuç mükemmeldir.
Yapmanızı tavsiye ederim.Bayramlar var önümüzde.Gururla ikram edeceğiniz bir lezzet klasiğidir vişne likörü.
5 kilo vişne(Çekirdeklerinden ayırıp ayırmamak size kalmış)
4 kilo şeker.(3 kiloda olabilir.tadı size kalmış ama likör oldukça tatlı bir içecektir belirteyim)
2 şişe alkol(veya cin,veya votka)
4-5 adet karanfil.
Bir büyükçe cam kavanoz.

Kavanozun içine vişne ve şeker olarak aralarına karanfilde koyuyorsunuz
bütün kavanozu dolduruyorsunuz.
Karanlık bir yerde mayalanması için 20 gün bırakınız.
20 günün sonunda şekerli su üste çıkmış vişne alta inmiş oluyor.Bu süre 30 günde olabilir farketmez.
İçine alkolu boşaltıyorsunuz.Karıştırıyor ve dinlenmesi için yine aynı yere koyuyorsunuz.Buzdolabına daha sonra alıyoruz.
Afiyet olsun.

Bu hatıralarla likörümü yaptım.Güzel anıları canlandırıp hep yaşatma taraftarıyım.Elimden geldiğince de bunu başardığımı düşünüyorum.
Yine bayramlar gelecek,artık bir neriman klasiği olan likörüm sevğiyle ikram edilecek...Çok mutluyum çok..Yine yaptım,yine anıları yaşattım,yaşadım,yine ikram edilecek...

Pazartesi, Temmuz 09, 2007

Vişne-soda-buz..bardakta flamingo..Datça anısı..
Bahçe'den vişne toplamaları devam ederken geçen gün yaptığım ve şişelediğim vişne suyum aklıma geldi.Son derece yorulmuş ve susamıştım.
Vişne-soda ikilisi bana hep datça marinayı hatırlatır.Yıllar önce ablamın yazlığına gitmiştim.Marinada içmiştik.Tam da güneş batarken tüm günün sıcaklığını alan vücüdümuz bu soğuk içecekle kendine gelmişti.
Hemen dolaba yöneldim.Vişne suyum buz gibiydi biraz şeker takviyesi yaptım.
Kadehe koydum.İçine bir adet soda boşalttım.Bol buz koydum.Filamingom güzel süsüm benim.Hemen bardakta yerini aldı.Yeşil yeşil pekte yakıştı.Gururla vişne sularında yüzmeye koyuldu.Pembe sular onun pembe bacaklarıyla uyum sağladı.Kuşum filamingom serin sularda bir yelkenli edasıyla süzülüp durdu...